Bugün, Moldovalı göçmen işçi Nicolai Palamarcıuc’un patron Metin Çelik ve isimleri açıklanmayan 4 akrabası tarafından elleri ve ayakları bağlanarak ağır işkenceye uğradığı ve vahşice katledildiği Cihan Deri’nin önündeyiz.
23 Eylül Salı günü Nicolai Palamarcıuc, çalıştığı işyeri Cihan Deri’de uğradığı işkence sonrası kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetti. Nicolai’nin canice katledilmesi, sadece patron Metin Çelik ve akrabalarının işçi ve göçmen düşmanlığının, nefretinin bir sonucu değil, aynı zamanda AKP-MHP iktidarının patronların işçilere yönelik her türlü sömürü ve şiddeti cezasız bırakan politikalarının doğrudan sonucudur.
Türkiye’nin dört bir yanında milyonlarca göçmen işçi, en ağır koşullarda, en düşük ücretlerle, hiçbir hukuki güvence olmadan, örgütsüz bir biçimde, sağlıksız ve riskli işlerde çalıştırılıyor. Göçmen işçilere bu koşullara itiraz etme, hakkını arama hakkı bile tanınmazken, güçlükle savunmayı göze aldıkları en temel haklarını talep ettiklerinde de baskı, şiddet, işten atma ya da sınır dışı edilme tehdidiyle karşı karşıya kalıyorlar. Patronlar her fırsatta sınır dışı ettirme tehdidine başvurarak, pasaportlarına, kimlik belgelerine el koyarak göçmen işçileri istedikleri her şeyi yaptırmaya zorluyorlar.
Bugün önünde bulunduğumuz Cihan Deri’de yaşananlara, cinayetin öncesi ve sonrasına dair neredeyse hiç bir bilgiye ulaşamıyoruz. Büyük bir gizlilikle, kamuoyundan bilgi kaçırılarak yürütülen soruşturmada kimler korunuyor! Ancak Cihan Deri’nin kim olduğunu biz biliyoruz.
Cihan Deri şirketi yalnızca giyim sektörüne değil, savunma ve havacılık sanayisine de ürün tedarik eden devasa kârlara sahip bir şirket. İstanbul Deri ve Deri Mamulleri İhracatçıları Birliği (İDMİB) kayıtlarına göre 40’tan fazla ülkeye ihracat yapıyor. Üstelik ihracat yaptığı yerler arasında Filistin halkına soykırım uygulayan İsrail de var. Yani karşımızda, Türkiye’de göçmen işçilerin kanı üzerinden servetini büyüten; ürettiği malları ise savaş suçlularına satarak servetine servet katan bir patron bulunuyor. Elbette tüm bunlar siyasi ilişkilere yaslanarak ve holdingci güçleri arkasına alarak mümkün oluyor.
Nicolai’ın cinayetinin münferit bir cinayet olmadığını biliyoruz. Daha önce çok kere gördüğümüz üzere göçmen düşmanlığının sistematik biçimde körüklenmesinin, işçilerin patronlarca birer köle olarak görülmesinin bir sonucudur. Yakın zamanda tanık olduğumuz Nourtani cinayetini hatırlayalım. 2023’te Zonguldak’ta, bir madende kaçak çalıştırılan ve patronları tarafından vahşice yakılarak öldürülen Afganistanlı işçi Vezir Mohammed Nourtani cinayetinde de adalet sağlanmadı. Patronlar, iktidarın göçmenlerin canını, hakkını umursamadığını bildiklerinden onlara her türlü şiddeti uygulamayı kendilerine hak görüyorlar. Bu yüzden bu cinayetlerin sorumluları patronlar olduğu kadar, göçmenleri kölelik koşullarına mahkûm eden siyasi iktidarın politikalarıdır.
Bu cinayetlerden sırf işçiler göçmen olduğu için tepkisiz kalan sarı sendikalar da sorumludur. Palamarcıuc’un cinayetinden daha bir hafta önce, 17 Eylül’de Kocaeli Çayırova’daki Kanca El Aletleri Fabrikası’nda Suriyeli işçi Muhammed Basir, başına makineden fırlayan parçanın saplanması sonucu iş cinayetinde yaşamını yitirdi. Sarı sendikanın örgütlü olduğu Kanca El Aletleri Fabrikası’nda daha önce defalarca ölüm yaşanmasına rağmen hiçbir adım atılmadı, işçiler yalnız bırakıldı.
Biz biliyoruz ki gerçek sendikalar yerli yabancı ayrımına gitmeden tüm işçi ve emekçileri örgütleme, haklarını arama, mücadeleyi ortaklaştırma ve dayanışmayı büyütmeyi kendilerine görev bilirler. Buradan direnişçi sendikalara çağrımız olsun, sermayeye karşı savaşımızda göçmen işçilerle birlikte omuz omuza olalım, birlikte direnelim!
Göçmen Sendikası Girişimi olarak, biz bu yönde örgütlenmemizi güçlendireceğiz. Adaletsizlik, eşitsizlik, haksızlık, hukuksuzluk karşısında var gücümüzle duracağız. Nicolai Palamarcıuc cinayeti davasının her aşamasının takipçisi olacağız.
Taleplerimiz net: Nicolai Palamarcıuc cinayetinde patron Metin Çelik ve cinayetten sorumlu tüm failler derhal tutuklanmalı, en ağır şekilde yargılanmalı ve cezalandırılmalıdır. Göçmen işçilerin kayıtsız ve güvencesiz koşullarda çalışmaya zorlanmasına son verilmeli; iş cinayetleri, işkenceler ve şiddet karşısında cezasızlık politikası bitirilmeli. İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri acilen uygulanmalı, göçmen işçilerin sınır dışı edilme tehdidi, keyfi uygulamalar ve tehditlerle çalıştırılması sona erdirilmelidir. Tüm saydığımız şartlar ve çok dahası yerine getirilene dek mücadelemiz artarak devam edecek.
Emekçi kamuoyuna sesleniyoruz: Göçmen işçilere yönelik bu vahşi sömürü ve şiddet düzeni, sadece göçmenlerin değil, Türkiye’deki tüm işçilerin yaşamını, varlığını, geleceğini tehdit ediyor. Nicolai’nin, Vezir Mohammed’in, Muhammed Basir’in ve adı kayıt dışı bırakılmış yüzlerce göçmen işçinin hesabını sormak hepimizin sorumluluğudur. Bu nedenle, tüm işçiler, sendikalar ve emek güçleri göçmen işçilerle dayanışmayı büyüterek, sömürüye ve şiddete karşı ortak mücadele ederek haklarımızı ve geleceğimizi kazanabiliriz. Ve mutlaka kazanacağız!
Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz!
Yaşasın Sınıf Mücadelemiz
GÖÇMEN SENDİKASI GİRİŞİMİ – 27/09/2025

